İsimsiz
Ankara'nın hiç de soğuk olmayan bir akşamında yağmurun ıslattığı karanlık yollarda, hareket eden arabaların gürültüsü etrafını sarmıştı, ışıkları yağan yağmurun ıslattığı yerden yansıyor, asfalt karanlık bir göle ışık tutulmuş gibi duruyordu. Bu şehirde doğup büyümüş olmasına rağmen hiç bir zaman kendini buraya ait bir insan gibi hissetmemişti. Sahi hiç insanlar gibi hissetmiş miydi? Bunun kendisinden mi yoksa şehirden mi kaynaklandığını hep kendine sormuştu. Belki de bu şehirde yaşamanın bir sonucuydu bu, ve diğer insanların hepsi, hissettiği bu şeyleri saklamasını iyi beceriyordu. Ankara'dan giderken yürüdüğü sokaklar, sevdiği kızları beklediği köşeler geldi aklına. Hiç istemediği bir adamla zorla evlendirilmiş, mutlu olmaya çalışan ve her defasında kandırılmış olmanın ezikliğini yaşayan, kahvaltı sofralarında ve mesai bitimine yakın kocasına yemek hazırlarken içine içine ağlayan mağrur bir kadın gibiydi bu şehir. Aman tadımız tudumuz kaçmasın, çocuklarım ana-baba hasreti çekmesin diye hiç bir zaman olmak istediği insan olamayan bir şehir... Koca bir şehir ona bunu anlatıyordu. En çok da ağaçlarına kızardı. Ağaç olmayı becerememiş, egzoz ve kömür dumanından rengi griye kaçan tatsız yeşili görmek midesini bulandırırdı. Bu şehri bu kadar mahsun yapan birçok sebep sayabilirdi. Yine de en sevdiği kadınları hep burada tanımıştı, onlara yine bu şehirde ait olamamıştı. Bu şehir Araf'ı olmuştu onun. Beklemişti istemişti ve denemişti ve sonunda pes etmişti. Camdan dışarı baktığında hiçbir şey düşünmüyordu. En çok da bu tepkisizliğine kızıyordu.
Gelecek durak Cemil'in durağıydı. Bavuluna yüklenip indi.Bu sefer ne zaman döneceğini bilmeden gidiyordu. Kalabalıklardan çoğunlukla nefret ederdi.Gördüğü yüzlerin zihnine yapışıp kalması gibi Tanrı vergisi lanet vardı.Terminalde gördüğü kel ve göbekli adamın yüzü soğuktan olsa kızarmış, uzun yıllar gözlük takmış olduğundan gözlüklerinin yüzünün iki yanına bıraktığı izleri donuk bir şekilde göz gezdirdi. Adamın rahatsız olmuş bakışlarının zihninin her yerinde belirdiğini fark ediyordu.Hızla gözlerini başka yöne doğru çevirdi. Ancak istemsizce o adama doğru bakma isteği doğuyordu içinde. Kızarmış gözlerinin altında göz torbaları yanaklarına inmiş, huzursuzca hareket ediyordu. Kalabalık bir o yana bir bu yana akıyor, otobüs muavinleri sürekli bağırıyordu. İnsanı gitmeyeceği yere bile gönderirdi bu muavinler. Banklardan birine yaslanıp o adamı tekrar düşünmeye başladı. Kendi babası geldi aklına. Ailesi ne zaman aklına gelse başka şeyler düşünmeye çalışırdı. Onları severdi, onlar da Cemil'i severdi, fakat aile sevgisi nedir hiç bir zaman bilmemişti. Sıkı bağları hiç olmamıştı. Tekrar hatırlamak istemiyordu, telefonunu cebinden çıkardı, kulaklıklarını taktı. Müzik dinlerken her şeyi unutabileceğini biliyordu. Kıyamet kopsa bir müzik açar ve sırtını yaslayıp bekleyeceğine inanırdı. Müziklerini gezdirirken, kalabalığın hareket edişinden olsa gerek, yanında birinin oturmuş olduğuna dikkat etmemişti. Bir anda irkildi. "Evlat sigaran var mı?" dedi kel herif. Kesik ve zar zor nefes alabilen biriydi. Muhtemelen sigara paketi almak istemiyor, küçük kaçamaklarla günü geçiştiriyor diye düşündü. "Var abi, ben de içmeye çıkıyordum şimdi" dedi Cemil. Adam aldığı cevabın verdiği memnuniyeti tüm vücudunda hissediyordu.Ancak bu cevap bile yerinden hızlı kalkmasını sağlayamayacaktı. Ağır bir iş makinesi gibi yerinden kalkıp eski püskü bir çantasını kucakladı ve Cemil'in peşinde dışarı çıktı. Dışarısı otobüslerini bekleyen yolcular, yolculara içecek satan seyyar satıcılar ve yolculardan üç beş kuruş koparmaya çalışan dilencilerle doluydu.
Gelecek durak Cemil'in durağıydı. Bavuluna yüklenip indi.Bu sefer ne zaman döneceğini bilmeden gidiyordu. Kalabalıklardan çoğunlukla nefret ederdi.Gördüğü yüzlerin zihnine yapışıp kalması gibi Tanrı vergisi lanet vardı.Terminalde gördüğü kel ve göbekli adamın yüzü soğuktan olsa kızarmış, uzun yıllar gözlük takmış olduğundan gözlüklerinin yüzünün iki yanına bıraktığı izleri donuk bir şekilde göz gezdirdi. Adamın rahatsız olmuş bakışlarının zihninin her yerinde belirdiğini fark ediyordu.Hızla gözlerini başka yöne doğru çevirdi. Ancak istemsizce o adama doğru bakma isteği doğuyordu içinde. Kızarmış gözlerinin altında göz torbaları yanaklarına inmiş, huzursuzca hareket ediyordu. Kalabalık bir o yana bir bu yana akıyor, otobüs muavinleri sürekli bağırıyordu. İnsanı gitmeyeceği yere bile gönderirdi bu muavinler. Banklardan birine yaslanıp o adamı tekrar düşünmeye başladı. Kendi babası geldi aklına. Ailesi ne zaman aklına gelse başka şeyler düşünmeye çalışırdı. Onları severdi, onlar da Cemil'i severdi, fakat aile sevgisi nedir hiç bir zaman bilmemişti. Sıkı bağları hiç olmamıştı. Tekrar hatırlamak istemiyordu, telefonunu cebinden çıkardı, kulaklıklarını taktı. Müzik dinlerken her şeyi unutabileceğini biliyordu. Kıyamet kopsa bir müzik açar ve sırtını yaslayıp bekleyeceğine inanırdı. Müziklerini gezdirirken, kalabalığın hareket edişinden olsa gerek, yanında birinin oturmuş olduğuna dikkat etmemişti. Bir anda irkildi. "Evlat sigaran var mı?" dedi kel herif. Kesik ve zar zor nefes alabilen biriydi. Muhtemelen sigara paketi almak istemiyor, küçük kaçamaklarla günü geçiştiriyor diye düşündü. "Var abi, ben de içmeye çıkıyordum şimdi" dedi Cemil. Adam aldığı cevabın verdiği memnuniyeti tüm vücudunda hissediyordu.Ancak bu cevap bile yerinden hızlı kalkmasını sağlayamayacaktı. Ağır bir iş makinesi gibi yerinden kalkıp eski püskü bir çantasını kucakladı ve Cemil'in peşinde dışarı çıktı. Dışarısı otobüslerini bekleyen yolcular, yolculara içecek satan seyyar satıcılar ve yolculardan üç beş kuruş koparmaya çalışan dilencilerle doluydu.
Yorumlar
Yorum Gönder