Oracle Cafe

               
Geçmişin kumdan fışkırarak çektiği taşların arasında kendi geçmişime ait şeyler buldum. Birkaç bin yıl öncesinin insanlarının gülümseyerek baktığı topraklara, onların yüzlerindeki  tebessümü hatırlayarak baktım.Yüzümdeki tebessüm birkaç bin yıllık değildi. Rüzgar yüzüme değdiğinde zamanın ne kadar mukavim olduğunu hissettim. Sonra Mahmut Abi'nin bahçesi tabi..
                Ayaklarımın beni çektiği yerin çocukluğum olduğunun farkında değildim. Yine bir munzur. zamanda incir ağaçların altında üç köşe sedirden koltuklar, karşımda siyah beyaz toplu bir lise fotoğrafı  "eski olduğu aşikar", aralarından birisinin Mahmut Abi'nin babası olduğunu tahmin ediyorum.Ancak hangisi tam olarak çıkaramıyorum. Yanında yine çocukluğumdan kalma sinekleri kaçırıyor diye anımsadığım süs kabağı asılı duvarda. Sağ köşemde ise bir şömine var. 3-5 parça odun, yakılmayı bekliyor. Tepesinde 2 adet beylik tabancası 6'lı revolver. Onların altındaki gözde eski bir radyo, çalışıp çalışmadığından şüpheliyim. Orada duruyor olması bile mevcudiyetinin temelini oluşturuyor. Yanında bir gaz lambası, geceyi bekliyor.
                Arkada küçük bir kız çocuğu 12-13 yaşlarında, Mahmut Abi'nin kızı.İster istemez kendi çocukluğum geldi hatırıma. Kendimi dedemlerin bahçesinde buldum. Aynı kabak asılıydı kireç duvarlarda. Ağzı yüzü kiraz ve dut yemekten al düşmüş bir çocuk gördüm, annesi sırtına kuru havlu tepiştirmeye çalışıyordu.
                Mahmut Abi'nin sıcak kahvelerini yudumladık. Antik Apollo şehrinin kalıntılarına komşuluk yapan bu evin bahçesinde birkaç yılın yada birkaç bin yılın önemi yoktu. Orada olmuş ve son bulmuş olan her şey oraya aitti.
                Bahçesinden topladığı incirlerden ikram etti Mahmut Abi. Sessiz, içten, kendi yağında kavrulan birisine benziyordu. "İncirlerin çoğu dökülüyor, yaban hayvanları bayram ediyor." diyor. Şömineyi gösteriyorum. Ne zaman yakacaksınız diye soruyorum.  "Sonbaharda gel." diyor. En güzel mevsimiymiş."Zaten soğuk olmaz buralar." diyor. 3-4 odası varmış, gelen misafirlere kiralıyormuş. Evin içine giremedim. Tüm tadını bir anda çıkarmak açgözlülük gibi geldi, istemedim. Bir daha yolum düşene dek içerisinin nasıl bir yer olduğunu merak edecek, her akşam yatmadan önce kafamda evin içini resmetmeye çalışacaktım. Mahmut Abi kartını verdi. Tekrar yolum düşerse Didim'e, ilk geleceğim yerin burası olacağını söyledim. Öyleydi. Umarım uzun bir zaman almaz.

                Kendimi insan hayatının geçiciliği ve mutlakiyeti arasında bir durakta, Araf'ta, bulduğumdan hoşnuttum. Mahmut Abi'nin babasının duvarda asılı fotoğrafı geldi aklıma. Her şeyin bir zamanı vardı. Her şey bir oluştan ibaretti. Arkamdaki 2500 yıllık bir şehrin kalıntıları ile birkaç bin yıl öncesinin insanlarının gülümseyerek baktığı topraklara, onların yüzlerindeki  tebessümü hatırlayarak bu kadim yeri istemeyerek terk ettim.

Yorumlar

Popüler Yayınlar